11. Ordu Vosvos Festivali, 6. Gün

11. Ordu Vosvos Festivali, 6. Gün

Ahmolar ve Berkantlar batıdaki Sinop’a doğru, Bülent abi ise doğuya doğru yol almak üzere kamp alanından ayrıldılar. Geride kalanların aklında ise Karagöl vardı. Kahvaltı sonrasında saatler öğlene varmadan bizim oba minibüslere doluştuk ve yola çıktık.

Yaklaşık 2,5-3 saat sürecek yolculuğumuz boyunca defalarca durduk. İlk önce Çambaşı’nda sonra da ‘Ertaş alabalık tesisleri ve kamp alanı’nda çay molası verdik. Bizim minibüsümüzde yolculuk eden Ordulu Mehmet abi’nin anlattığı hikâyeler, verdiği anekdotlar gerçekten yolculuğu daha da keyifli hale getiriyordu. Durduğumuz köyler, kırık dökük evler, buz gibi akan sular, dereler, yeşilin her tonu, camışlar… Ordu’nun tahmin edemediğimiz bu yönü, bu yayla turizmi insanın iştahını kabartıyordu. Doğu Karadeniz’e doğru uzanmayı, diğer yaylaları gezmeyi insanın aklına sokuyordu.

zz5

Bu çıkmakta olduğumuz yükseltinin sonundaki Karagöl, aslen Giresun ili sınırları içerisindeydi. Fakat Ordulular, Karagöl’ü daha çok kullanıyorlarmış. Bu bilgileri hep Mehmet abi’den öğreniyoruz. Kendisi 25 ülke gezmiş, 5 dil bilen bir gazeteci. Meclisteki zamanın milletvekillerinden bazılarının bölge danışmanlığını da yapmış. Bize minibüs içinde şiir bile okuyor Ordu yaylalarını anlatan… İran’dan gelen doğalgazın geçiş yolunu, derelerin ve durak yerlerinin adını, bu topraklarda yüksek oranda altın ve maden olduğunu hep ondan öğreniyoruz.

Yükselti insanları etkilemesin diye Enis abi devamlı bizleri durdurup ortama ayak uydurmamızı sağlıyordu. Bir noktaya geldiğimizde Karagöl’ün yüksekliğinin 3.200’ün üzerinde olduğunu gördük. Tura katılan birçok arkadaş böyle bir yüksekliğe ilk kez çıkacaklardı. Gerçi bizim çıkacağımız yükselti 2.800 – 3.000 metre civarında olacaktı ama o bile azımsanmayacak bir yükseltiydi.

Yola çıkarken bot, parka gibi soğuktan koruyacak giysileri de, askılı tişört, krem, şapkayı da yanımıza almamız konusunda uyarmışlardı bizi. Ama kışlıkları hiç çıkarmaya gerek kalmadı. Hava nefisti, tatlı bir serinlik, güneş tepemizde, her yan apaçıktı.

zz4

Mehmet abi burada da bi güzellik yaptı ve “uzun ince bir yoldayım” türküsünü Arapça ve Gürcüce okudu. Sonra da Japonca bir şarkı okudu. Araçlarla tırmanacağımız noktaya çıkabilen tek minibüs bizimkisi olunca şoförü yere göğe sığdıramadık. Kendisine hediye bile verdik.

Burada dağıtılan kumanyaları da alıp merak ettiğimiz o gölü görmek için yaklaşık 10 dakika yürüdük. İlk varanlar arasındaydık. Görüntü gerçekten muazzamdı. Hani bi kitap yazsam ve adını “ölmeden önce yapılmasını tavsiye ettiğim bilmem kaç şey” koysam, Susuz Obası’nda güneşi batırmak ve de Karagöl’e tırmanmayı mutlaka eklerdim Ordu’ya dair…

Etrafı karla çevrili Karagöl’ün suyu oldukça soğuktu. Kar sularının aktığı kısım da bildiğiniz buz gibiydi! Kar eskisi kadar çok değilmiş. Küresel iklim değişikliği nedeniyle azaldığını söyledi oradaki Ordulular ve daha önceden gelenler… Karagöl eteklerinde çokça çiçek vardı. Neredeyse hepsinin adını Nezahat abla’dan öğrendik. Ajuka, mine, mor menekşe, çiğdem, yabani orkide, sedun, bellis, yaban mersini aklıma gelenlerinden birkaçı…

zz2

Birol abi karların üzerinde, Çambaşı’ndan aldığı leğenle kaydı. Çok eğlendiğini, eğlendiğimizi söyleyebilirim… Eren ve Sercan da bizim obanın medar-ı iftiharlarıydı göle girenler olarak. Bir yandan güneş tepemizde, bir yandan karlar avuçlarımızda. Farklı bir duyguydu… Ufaktan sis gelmeye başlayınca, Karagöl’den ayrılmaya karar verdik. Ferda tansiyon sıkıntısı yaşayınca ambulansla kamp alanına gitti. Bizler de arkadaşlarla yürüyüp aşağıdaki minibüslere ulaştık. Birkaç saatlik yolculuk sonrasında biz de kamp alanındaydık.

Bu arada yolda Birol abi ve Burcu’ya ikram edilen “çam sakızları” başa bela olmuş, dişlerine fena halde yapışmıştı. Sakızlar bir türlü çıkmak bilmedi. Burcu bi şekilde çıkardıysa da Birol abi çıkartamadı. Sakız pembeleşti, ön dişlerde öylece kaldı. Görüntü ise neşe kaynağıydı…

zz3

Fotoğraf yarışması için teslimleri yapmayan arkadaşlar 5’er adet güzelinden fotoğraf seçip, bir zarfa koyuyorlar, üzerlerine de banka bilgisi olarak benim banka bilgilerimi yazıyorlardı. Çünkü hiçbiri banka bilgisini yanında getirmemişti. Eee, ödül kazansalardı para bana gelecek %20 komisyonumu kesecektim. Eee ödül yok, para yok, haliyle kesinti de olmadı…

Bugün İlker’in yaş günüydü. Sürpriz yapmalıydık. Pastane ne arar yaylada… Çambaşı’ndayken baton şeklindeki keklerden aldık 4 tane, bir büyük kutu da şokella… Yemeklerimizi yapan Ali abi kekleri birleştirdi, üzerine şokellayı eriterek döktü. Süslemesini de kiraz, üzüm ve muzla yapınca ortaya nefis bir pasta çıktı! Mumlar üflendi, leziz pasta yendi. Birol abi bu sefer de İlker için “İlker-Sat” uydusunu göğe fırlattı. Uydunun üzerine bus ikonunu ise yine tapa çizittirdi.

Yunanistan’dan geçen sene aldığım bi ufak chipuora ise geceye koyulan son noktaydı. Shot’lar yapıldı, uykuya dalındı. Yarın biz de kamptan ayrılıp, dönüşe geçiyoruz. Güzergâhımız kabaca ve ana hatlarıyla Sinop, Safranbolu ve İstanbul…

Festivalin son günleri için tıklayınız…