11. Ordu Vosvos Festivali, 7. ve 8. Günler (Son)

11. Ordu Vosvos Festivali, 7. ve 8. Günler (Son)

Bugün oba olarak kamptan ayrılıyoruz. İstanbul’a tek günde değil iki günde ulaşmayı, ortalarda bir yerde mola vererek kalmayı planlıyoruz. Oldukça erken saatte kalktık. Hızlıca kahvaltımızı yaptık. Hızlıca ortalığı topladık el birliğince… Sonra hep birlikte ‘Ordu Hatırası’ fotoğrafları çektirdik… Enis abi, Erol abi, Atilla abi, Aydın abi, Melih abi ve diğer arkadaşlarla yine Anatolia usülü dizilip tek tek vedalaştık. Yine tatlı bir hüzün, vedanın getirdiği buruklukla alandan ayrılmak için hazırlıkları sonlandırdık. Kendiliğinden gelişen alkışların ardından Anatolia marşını hep birlikte okuduk, Ordu Yaylaları’nda yankılandırdık…

Yollarda olmak da güzel / Seninle yollarda kalmak da,

Datça, Ordu bize farketmez / Sen bizle, biz senle oldukça,

İnandık, çıktık biz yola / Göğüs gerdik tüm zorluklara,

Bizlere çok şey öğret’çen / Bu hayatta sen Anatolia!

zzz1

 

Patikayı tırmanan Nezahat ablalar, Birol abiler, Sercanlar, Serkanlar, biz, Altuğlar ve Tapalar olarak 8 araç yayladan, Ordu merkeze doğru süren 1,5 saatlik yolculuk sonrasında, Ordu merkezde depoları doldurup Sinop yönüne doğru yol aldık. Samsun’un içinden geçtik. Bazen yol genişliyor, bazense darlaşıp, tırmanıyorduk. Yol çalışmasına denk gelmediğimiz saat yoktu… Altuğlar ve Sercanlar denize girmek ve Gerze’yi gezmek için duraklama kararı aldılar. Geri kalan araçlarla Sinop’a doğru gazlamaya devam ettik. Bir yandan da saatleri kontrol ediyor, Sinop Cezaevi kapanmadan yetişmeye çalışıyorduk. O esnada öne geçtim ve basa bas 16:57’de Sinop Cezaevi’nin önüne geldik. Ama ne yazık ki şu anda müze olarak kullanılan cezaevinin içindeki ziyaretçilerin çıkarıldığını ‘işletme’nin kapandığını gördük. Süha, Burcu, ben ne dediysek ikna edemedik. ama sonrasında baskıyı arttırdık, “Vosvoslar geliyor, Ordu’daki yolumuzu çevirdik sırf burası için” ısrarlarına daha fazla dayanıp 17:15 gibi kapıyı açmak zorunda kaldılar. Bu arada diğer arkadaşlar da gelmişlerdi… O kadar yol, o kadar çabayı ısrarlarla kırdık ve istediğimiz elde ettik.

Cezaevinin avlularında, içindeki koğuşlarda, merdivenlerde, zindanlarda o kokuyu, zamanında yaşanılanları hissederek dolaştık. Yer yer tüylerimiz diken diken oldu… Yaklaşık 25 dakika hızlı bir tur yaparak Sinop Cezaevi’ni, Sabahattin Ali’yi, Mustafa Suphi’yi arkamızda bırakarak Sinop merkeze gittik.

zzz4

Sahilde fıstıklı mantılar, çaylar, biralarla akşam için midemizi bastırdık ve 19 sularında Sinop’tan ayrılıp Safranbolu’ya doğru yol aldık. Kastamonu üzerinden gece yarısı Safranbolu’ya ulaştık. Yol genelde çıkışlı, aydınlatması ve tesisi olmayan bir yoldu. Telsizlerden Orhun’un şakaları hafiften bastıran uykumuzu alıyor, Süha’nın şarkılarıyla neşeleniyorduk. Sercanlar ve Serkanlar Safranbolu girişindeki otopark/camping’de konakladılar. Geri kalanlarla otele benzer bir yere geçtik. Ordu’dan bizden iki gün önce ayrılan yücel abiler, bizden bir gün önce ayrılan Berkantlar ve Ahmolar da Safranbolu’daydı, buluştuk.

Ertesi sabah, yani cumartesi günü yaklaşık 4 saat süren bir Safranbolu gezisi yaptık. Boncuk Kafe’de enfes bir kahvaltı yapıp, Yemeniciler Arastası’ndan, bakıcılar-demirciler çarşısına, Hıdırlık tepesine, Kaymakamlar Konağı’na kadar dolaştık… Tarihi evlerin bulunduğu sokakları gezdik, alışverişler yaptık, fotoğraflar çektik.

zzz3

Sonrasında dönüş yoluna geçtik. İstanbul’a varmak demek, belki de “evimize varmak” demek olduğu için kulağa hoş geliyordu. Ama kime sorsak, elde olsa, “Ah yine yollara düşsek, ah yine gezsek, ah yine tatillere gitsek” diyeceklerdi, eminim. Akşam vakti İstanbul’a evimize vardık. Bir grup arkadaş Gerede’de toplandı ve Pazar günü evlere döndüler. Keşanlı Birol abi de Cumartesi akşamı evde olanlardandı…

Kendi adıma teşekkürler…

Onca yaşına rağmen enerjisini yitirmeyen, koşturmaktan kendini alıkoyamayan, çok şey öğreneceğimiz, abimiz, aksakallı dedemiz Enis Ayar’a;

Bizi binlerce kilometre ötemizdeki Ordu’ya, hem de Ordu’nun yaylarına gitmeye itecek doğa, gezme ve keşfetme dürtümüze;

Vosvoslara, tanışmamıza birinci ‘araç’ oldukları için… Derneğimize, üye olan/olmayan ‘aynı kafadaki’ insanların paylaşımlarıyla pekişen dostluklara zemin oluşturduğu platform için;

Yola, kampa, yaylalara, yolda kalmalara, anılarıma, iyi dileklerime, çocukların hayallerine, tebessüm etmemize, dereden akan otel akıntılarına edilen küfürlere, HES’lere “höst” diyen dillere, kamyon tepelerinde dağlara tırmanan cengâverlere, Kazım türkülerine, tepilen horonlara, kollektif edilen sabah kahvaltılarına, el birliğince kurulan tes’t’islere, 17’si ile 67’sini aynı yola/masaya/sevdaya salan ‘şey’e, bizim yüzümüzü asla kara çıkartmayan ve onunla yapılan yolculuklarda büyük haz almamızı sağlayan emektar Vosvosumuz Doli’ye, yol arkadaşlarım Burcu ve Süha’ya;

Harbiden teşekkürler!

Tags: